Jerry Moffat | Bir Tırmanış Dehası Ve Efsanesi İle Geçmişten Günümüze…

Tırmanış dünyasının yaşayan efsanesi, dehası ve öncüsü: Jerry Moffat! Yaşlı kurt ile geçmişten günümüze tırmanış yolculuğunu konuştuk.

Konum: The Foundry Climbing Center

Mikrofonun bir ucunda Climbing Posts UK sorumlusu Arman Zonuzi, diğer ucunda Jerry Moffat…

Geçen seneden bahsederek başlayalım. Sizin için nasıl geçti?

The Foundry için zor bir seneydi çünkü yıl boyunca kapalı kaldık. Bu yüzden de para kazanamadık. Ben de arkadaşlarımı ziyaret etmek, restoranta gitmek gibi sevdiğim şeyleri yapamadım.

2020 Aralığından bu yana tırmanmaya başladıkça The Foundry’e de tekrar gitmeye başladım.  Aralık, Ocak, Şubat ve Mart aylarında kapanmanın sonuna kadar haftada üç gün The Foundry’deydim.  Bütün tırmanış duvarı yalnızca bana aitti. Kapıyı kapatır, müzik açardım… Buraya gelmek kendime gelmemi sağladı, yoksa delirecektim.  Bu kadar keyif almama ve tırmanış yaparken güzel vakit geçirmeme rağmen, şu anda 58 yaşındayım bu yüzden parmaklarım, dirseklerim ve bileklerim üç aydan sonra acımaya başladı. Her zaman kendimi bir şeyleri biraz da olsa mahvedecek yaralanmalardan korumaya çalışırdım.

Anladığım kadarıyla tırmanışa tekrar dönmek sizin kapanma dönemindeki hobinizdi. Peki, bu dönemde hiç yeni hobi edindiniz mi?

Profesyonel olarak tırmanış yaptığım dönemde her zaman hayatıma başka şeyleri de katmak isterdim. 15 yaşımdan beri tam zamanlı tırmanış yapıyordum ve neredeyse 40 yaşıma kadar profesyonel olarak tırmandım. Tırmanışa takıntılıydım. Diğer şeyleri de düşünüyordum ama tüm odağım tırmanış üzerineydi. Tırmanış veya egzersiz yapmadan geçen bir haftam yoktu. Yapmadığım zamanlarda kendimi suçlu hissediyordum. Diğer yandan, yarış arabaları ve sörf gibi bir ton sevdiğim hobi vardı. 40 yaşımdayken, tırmanışın hayatımın geri kalanında yapacağım tek şey olacağını düşünürdüm.  Tırmanış yapmayı bıraktığım zamanlar bir tatile gidip iki hafta boyunca sörf yapmak ve tırmanamadığım için suçlu hissetmemek güzel olabilirdi. Kendimi farklı şeyler yapmaya verdim. Tırmanıştan sonra büyük tutkum sörf yapmak oldu, gerçekten de çok keyif aldım.

“Dominator” – Yosemite | Jerry Moffat Arşivi

Sörf mü? Bu nasıl gerçekleşti?

1993 yılında Yosemite’da tırmanış yaparken başladı. “Blue Suede Shoes” (V5) adındaki bir boulder problemiyle ısınmaya başlamıştım. Tipik bir slab problemidir, oldukça zordur ama o kadar zor değildir. Aşırı sıcak bir gündü ve problemde parmaklar için küçük delikler vardı. Bu deneme sırasında düşmeye başladım ve ‘’Blue Suede Shoes’dan düşmüyorum!’’ diyip sınırlarımı zorladım ve parmağımdaki tendon koptu. Sonuç olarak, tırmanamadım.

San Diego’da yaşayan bir arkadaşım vardı. Ya eve gidip mutsuz olacaktım ya da arkadaşımı görmeye gidip üç haftamı San Diego’da sörf yaparak geçirecektim. Her türlü tırmanamayacağım için Amerika’da kalıp dediğimi yaptım. Sonrasında, Amerika’ya gittiğim her sene tırmanışı bitirdiğim zaman birkaç haftalığına Kevin’i görmeye gittim ve sörf yaptım. Keyif aldım fakat tırmanış yaptığım için yılda yalnızca iki hafta sörf yapıyordum. Sörf yaptıktan sonra da daha yorgun oluyordum bu yüzden yapmayı bıraktım.

Jerry Moffat sörf yaparken…

Birleşik Krallık’ta da sörf yapıyor musunuz?

Burada da birçok kez sörf yaptım. Doğu Yakasında Whity ve Scarborough’a gittim. Ayrıca, tırmanışı bıraktıkran sonra Brezilya’da yaşayan erkek kardeşimin yanına ziyarete gittim. Orada da çok kez sörf yaptım.

Biraz eskilere gidersek, Leicestershire’da doğdunuz. Sheffield’a gelmenizi ne sağladı?

Leicester’da doğdum, daha sonra Kuzey Galler’de yatılı okula gittim. Fazla akademik biri değildim bu yüzden okuma, yazma ve matematikte sıkıntı çektim. Kuzey Galler’de gittiğim okul bir spor okuluydu ve muhtemelen hala ülke çapındaki en iyi spor okuludur. Özel bir okul ve okulda tırmanış, mağaracılık, yelkencilik ve kano sporu vardı. Farklı birçok spor yapabilirdiniz.

Okuldaki bir arkadaşım tırmanışçıydı ve beni tırmanışla o tanıştırdı. Daha sonraları, 17 yaşımda okulu bırakıp Galler’e tırmanışa devam etmek için döndüm.  Fakat 80’li yıllarda kışları herkes Sheffield’a gelirdi çünkü kayalar çok çabuk kururdu. Galler’de yaşıyorsanız kışın tırmanış yapılmaz, Göller Bölgesinde de aynı şekildedir. O zamanlar İskoçya ve Leeds’te Göller Bölgesine, Galler ve Zirve Bölgesine gidebilirdiniz fakat herkesin gittiği tek yer Sheffield idi.

Diğer röportajlarda Ron Fawcett’ten bahsediyorsunuz. Kariyerinizde nasıl bir rolü var?

1978-79 yıllarında tırmanışa başladım ve o zamanlarda ülkedeki en iyi tırmanışçısı Pete Livesey idi ve Ron Fawcett de o pozisyona gelmek üzereydi. Bundan ötürü benim kahramanlarım onlardı. Ron Fawcett’i ilk defa 16 yaşımda benim bölgemdeki bir kayada gördüm. O zamanlar ben sadece bir acemiydim. Tamamıyla acemi bir tenis oyuncusunun oynadığı klübe Roger Federer’in gelmesiyle aynı şeydi. Adeta büyülenmiştim.

Pete Livesey

Her zaman bir şeylerle takıntılıydım ve o zamanlar tırmanışla kafayı bozmuştum. Dergileri bir kere okumazdım. Defalarca okurdum ki kelimesi kelimesine ezberleyebileyim. Şu anda otobiyografimi okuyan insanların gelip ‘’Senin kitabını defalarca okudum.’’ demesi komik geliyor. O zamanlarda olsaydık ben de beş defa okurdum.

Doğası gereği tehlikeli bir spor olan tırmanışa ailenizin tepkisi neydi?

Ailem Leicester’da, ben de Galler’de yaşadım bu yüzden hiçbir kısmını görmediler. Ben mutlu ve heyecanlı olduğum için mutluydular fakat onlar için biraz zordu çünkü 17 yaşımda okulu bıraktım ve işsizlik yardımından yararlanıyordum. 17 yaşımdaydan 22 yaşıma kadar bir işte çalışmadım. Hiç param yoktu ama onlar mutlu olduğumu görebiliyorlardı. Bu profesyonel tırmanış kavramından önceydi, o zamanlar kimse spordan para kazanmıyordu. Tırmanıştan para kazanabileceğimi hiç düşünmemiştim. Tırmanış yapar, daha sonra çoğu tırmanışcının yaptığı gibi bir outdoor mağazasında çalışırım diye düşünürdüm. Ron Fawcett ve ben ilk profesyonel tırmanışçılarız.

Profesyonel bir tırmanışçıyı nasıl tanımlarsınız?

Bana göre, profesyonel bir tırmanışçı yaptığı şey için ücret alır. Wild Country, onların emniyet kemerlerini ve tırmanış ayakkabılarını kullandığım için bana ücret ödemişti. İlk paramı bu şekilde sponsorlarla kazanmıştım. Bana göre profesyonel bir tırmanışçı olabilmek için sponsorunun olması gerekiyor. Eğitmenseniz profesyonel değilsiniz. Hala sektörün içindesiniz fakat profesyonel bir tırmanışçı değilsiniz. Boreal de sponsorluğumu yapmıştı ve zaman geçtikçe birçok farklı sponsorum oldu.

Yanlış hatırlamıyorsam Boreal serisinde sizinle birlikte tasarlanan bir model vardı, Ninja mıydı?

Boreal Ninja

Evet, Ninja gibi birçok friction modellerini ve şu anki modellerin eski versiyonlarını tasarladım. Her yıl iki veya üç kez İspanya’ya giderdim ve bu tırmanış ayakkabıları üzerinde çalışır, test eder ve geri dönüt verirdim. Şu anda ve o zamanlar herkesin giydiği, gördüğü ve istediği ayakkabıları tasarlamaktan sorumluydum. Bugün bile hala Ace için yaptığım tasarımı kullanıyorlar. Ayakkabıların çoğu hala benim üzerinde çalıştığım tasarımda kullanılıyor. Aslında, Ninja motorsikletimin adından geliyor. Kawasaki Ninja bir motorsikletim vardı ve botlara da bu ismi verdim.

O zamanlar, tüm tırmanış ayakkabıları bot şeklindeydi, şimdiki gibi bilekli ‘’terliklerden’’ yoktu. Daha sonra Ninja ortaya çıktı, ‘’şimdiki ayakkabılar gibi arka kısmını çekebileceğin fakat bağcıkları olan bir Ninja istiyorum.’’ dedim. Bu yüzden şu andaki tırmanış ayakkabılarının (velcros hariç) bir prototipini oluşturdum. Bu ayakkabıyla, Leeds’de ilk Dünya Kupasını kazandım.

( Arman’ın ilk tırmanış ayakkabısı da Boreal Jokers idi, böylece tam bir daire tamamlanmış oluyor!)

Bir ayakkabı tasarlama bir parça tahta ile başlar. O tahtayı alır istediğiniz şekilde zımparalarsınız ve daha sonra tekrar ayakkabıyı yapar tekrar zımparalarsınız ta ki en mükemmel çifti yapana kadar. Farklı kalınlıklarda lastikler ekleyerek (eklemek isterseniz) ayakkabıya sertlik kazandırırsınız, bağcıklar ise daha sıkı olmasını sağlar.

Bugünün yumuşak, sert, kalın ve ince lastik versiyonlarıyla ayakkabıda lastik meselesi tartışmalı bir konu. Sizin zamanınızda da bu şekilde miydi?

Siz hatırlamazsınız fakat 1982’de Amerika’da tırmanış yaparken John Bachar ile tanıştım. Bir çift yapışkan lastikli Boreal Firé ayakkabısı vardı, o zamanlar yapışkan lastik botun ilk zamanlarıydı. Bunun dışında herkes EB’ler ile tırmanış yapıyordu. Herkes! Bu botları (Firé) ilk denediğimde ne kadar iyi olduklarına inanamamıştım, muhteşemlerdi. Amerikadan ayrıldığımda John Bachar o botları İspanya’dan Amerikaya ithal edecekti. Paraya ihtiyacı vardı ben de ona 500 dolar verdim, karşılığında bana bir çift bot verdi. Hint kumaşı gibiydiler.

O zamanlar, İngiltere’de bir yıl boyunca yapışkan lastikli botları olan tek kişiydim. 1983’te o botlar için bana çılgın fiyatlar teklif edilmişti. Tırmanış tarihimin en iyi yılıydı. İlk 8a, 8a+, 8b’yi yapmıştım. Herkesin çok önünde ilerliyordum ve ayakkabıların kesinlikle faydası olmuştu. Tabii ki, iyi tırmanıyordum ve yalnızca ayakkabılar sayesinde değildi ama kesinlikle yardımcı oldu, güzel bir yemeğin ardından gelen tatlı gibiydiler.

Jerry Moffat Master’s Wall’da

Bu ayakkabılarla ne yapılabilir diye düşünürken en iyisi bir kaya sırtına gidip kum taşında kirleteyim dedim. Bu yüzden kum taşında en zor rota olan Stanage üzerinde Ulysses’i (E6 6b) yaptım. Daha sonra Cloggy’de (Galler’de ClogwynDu’rArddu kısaltılmışı) şu anda E9 verilen ve uzun zamandır tekrarlanmamış olan “Master’s Wall” yaptım. Uzun bir yoldu fakat zihnimde ayakkabıların her zaman bu rotalarda yardımcı olacağını düşündüm ve oldular.

Bu rotaların bir süre tekrarlanmayacağını bekliyor muydunuz?

Evet, bunların tekrarlanmayacağını biliyordum çünkü kendini beğenmiş gibi görünmek istemem ama diğer insanlardan daha iyi tırmanıyordum. 7c+ seviyesini gördüğüm zaman dünyadaki en iyi tırmanışcı yalnızca 7b’yi tırmanmıştı. Almanya’ya gidip en zor tırmanışlarını gördüm. Wolfgang Güllich için dört gün sürmüştü, ben ilk gidişimde tamamladım.

Klasik bir röportaj sorusu olarak tırmandığınız bir rotaya tekrar tırmanma imkânınız olsaydı hangisi olurdu?

“Liquid Ambar” | Jerry Moffat’s Arşivi

Muhtemelen Pen Trywyn’deki (Galler) Liquid Ambar (8c+) olurdu. Pen Trywyn benim okula gittiğim Llandudno, Galler’de bulunuyor bu yüzden benim için özeldi. Okuldan kaçar oraya tırmanmaya giderdim. Llandudno’yu ve bölgeyi sevdiğim için benim için çok değerlidir.  Bu rota özel çünkü o zamanlar dünyadaki ilk 8c+ rotaydı. Ayrıca şunu da eklemek isterim, 1986’da erkek kardeşim 21 yaşında hayatını kaybetti ve bir süre tırmanış yapmadım. Tekrar tırmanışa dönüşümde gittiğim ilk yerlerden biri burasıydı. Toby bahçe işlerini ve ağaçları çok severdi, ölmeden önce ‘’İngiltere’ye döndüğümde akar amber (liquid ambar) ağacı dikmek istiyorum.’’ demişti. Rota da kardeşimin dikmek istediği ağaçtan ismini alıyordu. O rotaya isim verirken Toby’yi düşündüm. Yine kardeşimin adını verdiğim Ambar Climb adında bir şirketim var.

Konuyu biraz yarışmalara doğru kaydıralım, yarışmalara katılmanızı ne sağladı?

İlk tırmanış yarışması – “Sport Roccia” – 1985

Yarışmaların ilk başladığında dirseğimde bir sakatlanma vardı, bu yüzden yarışamamıştım. Rehabilitasyon sonrası daha iyi oldum. Çok fazla profesyonel tırmanışcı yoktu, belki 20 belki değil. O zamanlar hepsi yarışmalara katılıyordu. Yarışmalara katılmayan tek kişi Wolgang Güllich’ti. Dünyadaki en iyi tırmanışçı olmak istiyordum ve eğer yarışmalara katılmıyorsan en iyi tırmanışçıyı görmen ve kazanman çok zordu bu yüzden yapmam gerekiyordu, işler bu şekildeydi. Ayrıca o zamanlar bouldering yarışmaları yoktu, sadece yeni rotalar üzerineydi.

Katıldığım ilk yarışmalar iyi bir performans gösteremediğimden pek keyifli değildi. Sonrasında baya kararlıydım. Benim için yeni bir meydan okumaydı. Yarışmalardan önce gayet iyi tırmanırken yarışmalarda gergin olduğum için kötü bir şekilde tırmanıyordum. Dışarıda tırmandığım gibi tırmanmıyordum. Daha kötü tırmandığım için nasıl kazanacağımı bulmam gerekiyordu. Fizikselden daha çok psikolojik bir meydan okumaydı.

Yarışmalar başlarda dışarıda gerçek kayaların üzerinde gerçekleştiriliyordu. Bu önceden rotada pratik yapma şansı veriyor muydu?

Arco ve birçok farklı yerde yaptıkları şey, bu yerler popüler tırmanış lokasyonları olmadığı için rota yapıcılar buralara gidip yeni bir rota oluşturmasıydı. Kayaların kenarlarını keser ve tutacak yapabilmek için tutkal kullanırlardı. 80’lerin başlarında çok fazla kesme ve tutkalla yapıştırma vardı ve rotalar biraz daha yapaydı. Modifiye edilmiş gibiydi, kötü bir şekilde yapılmıyordu ama bunlar yeni rotalardı ve bunu uzun yıllar boyu yapamazlardı çünkü herkes bu lokasyonlara tırmanışa gidiyordu. Yarışmalar kapalı mekanlara taşındığında her şey daha zorlaştı çünkü İngiltere’de yapay duvar tırmanışı yapılabilecek hiçbir yer yoktu.

Jerry Moffat Yapay Duvarda Düzenlenen İlk Tırmanış Yarışmasını Kazandı – 1989

Fransa’da bu şekilde birkaç duvar vardı ve Fransızlar pratik yapıyordu. Bu tırmanış duvarlarını Entre-Prises inşa etmişti. Yarışmaların bu duvarlarda gerçekleşeceğini ve Entre-prises duvarlarında pratik yapar, tutamakları kullanırsanız (yalnızca 20 farklı seçenek vardı) yarışmada avantajınız olur, dediler. Fransız tırmanışçılar duvara bakıp hangi tutamağın nasıl hissettireceğini direkt olarak bilecekti.

Briançon’da Fransızların eğitim gördüğü bir tırmanış duvarında büyük bir yarışma yapıldı. Tırmanmak istediğimde bana izin verilmedi çünkü yarışma için pratik yapma olarak sayılacaktı ama Fransızlar oraya daha önce tırmanmıştı. Bu beni kazanmak için daha kararlı kıldı ve kazandım! Tüm Fransızlar elenmişti, son tırmanışcı bendim. Sonunda, en üste tırmandım. EVET diye bağırıyordum. Bu sadece komik bir hikaye, bunun gibi hatırlayamadığım birçok hikaye var ama o zamanlar bunlar çok büyük olaylardı.

Başarısız olursanız ölebileceğiniz gerçeğini kabullenmiştiniz.

Evet! Düşersem ölebileceğimi biliyordum. Solo birçok tırmanış yaptım. Gerçekten yapmak istediğim bir şeydi. Zor olduğu kadar en tehlikeli tırmanışları da yapmak istedim. 80’lerde bana ne yapmak istediğimi sorsaydınız, tırmanabileceğim en tehlikeli rotayı tırmanmak istediğimi söylerdim.  Yapmak istediğim şey buydu. Bunu yaparken, birçok arkadaşım öldü. Master’s Wall’u bitirdikten sonra en yakın arkadaşım tırmandığım yerin tam yanında tutamak kırıldığı için bir uçurumda öldü. Bu olay beni bir seneliğine tırmanıştan uzaklaştırdı. Yine de, İngiltere’de her zaman tehlikeli tırmanış yapma geleneği vardı. Ron Fawcett yapmıştı, özellikle Pete Livesey bazı tehlikeli tırmanışlar yaptı. Joe Brown ve Don Whillans’ın Froggatt’da yaptığı rotalar aşırı tehlikeliydi. (AZ: Bunları duymadıysanız, Youtube’da hızlıca aratabilirsiniz)!

Great Slab (E3 5b) ve Cave Wall (E3 5c) gibi rotalardan düşerseniz bacaklarınız kırılır veya ölürsünüz. Düştüğünüzde sert kaya üzerine düşersiniz. Solo tırmandım ama kritik yerleri birkaç gün boyunca inip çıkarak denedim.

“Motor yarışına veya başka bir spora kıyasla ipsiz tırmanıştan daha tehlikeli bir spor yok. Her gün pratik yapmak ve alışmak zorundasınız.”

Onları taklit etmeye ve en iyi İngiliz kaya tırmanışcısı olmaya çalışıyordum. Joe Brown benim kahramanımdı. Tırmanışta yaptığı işler sebebiyle harika bir adamdı. Fakat bugün çok daha güvenli dolayısıyla erişilebilir ve dolayısıyla Olimpiyatlar yapılıyor. Bugün her şey eskisi gibi olsaydı 30 tırmanışcıdan 1’i ölürdü. Motor yarışına veya başka bir spora kıyasla ipsiz tırmanıştan daha tehlikeli bir spor yok. Her gün pratik yapmak ve alışmak zorundasınız. İplerle tırmanış yapıp bir gün ipsiz tırmanıcam diyemezsiniz. Psikolojinin çok fazla dâhil olduğu bir şey. Eskiden her gün ipsiz tırmanış yapardım ve herhangi bir hatanın ölümcül olabileceği antrenman turlarım vardı. Bu sizi hata yapamayacağınız bir duruma alışmaya zorluyor.

Jerry Moffat, circa – 1994

Modern ve güvenli ekipmanların tırmanışın doğasını değiştirdiğini düşünüyor musunuz?

Değiştirdiği kesin ama bu muhtemelen iyiye doğru bir değişim. Yaptığım şeyleri sevdim buna rağmen belki de biraz aptalcaydı. Hayatımı baştan tekrar yaşasam yapmayabilirdim. Hayatta kaldığım için çok ama çok şanslıyım. Kolayca bir tutamağı kırabilirdim. Bazı zamanlar ‘’Burada olmamalıyım’’ diye düşünüyorum. Öleceğim veya yaralanabileceğim çoğu yerden şanslı bir şekilde kurtuldum. Kimseyi ipsiz tırmanışa ya da tehlikeli şeyler yapmaya teşvik etmem. Güvenli şekilde de aktiviteler yapabilirsiniz. Güvenlisinizdir ama korkarsınız, bu normal. 30 ft (9m) düşüşü ürkütücüdür, 50ft (15m) düşüşü ise aşırı korkutucudur ama güvenlidir. Klipini açarsın, ipini fazla verirsin,düşersin ama güvende olursun. Solo tırmanış artık moda değil. Eskiden tüm tırmanışçılar yapardı, şimdi kimse yapmıyor.

(AZ: Solo tırmanışın tehlikeleri konusuna hitaben) Bir gün Ron Fawcett Galler’de bir uçurumun dibinde uyandı. Hangi tırmanışta olduğunu hatırlamıyordu. Düşmüştü ve bacağı kırılmış bir şekilde yatıyordu. Hiçbir şey hatırlamıyordu. O zamanlar işler böyle yürüyordu. Büyük bir tırmanışçı olmak istiyorsanız bunları yapmalıydınız. Kimsenin yakınına yaklaşmadığı rotalarda solo tırmanmak istedim. Şu anda Alex Honnold’un yaptığı gibi. Solo tırmanmış ve en iyi İngiliz tırmanışçı olma hedefleriyle beraber, en iyi bouldering yapan, en iyi yarışma tırmanışcısı ve her şeyde en iyi olmak istiyordum. O zamanlar bu hedefler mümkündü ama şu anda daha zor.

Kararlı olduğunuz ve tırmanışa adeta kitlendiğiniz çok belli, peki neden?

Bu şekilde yetiştirildiğimi düşünüyorum. Çocukluğum beni bu hale getirdi. Disleksik bir çocuktum, okuyamadığım için sınıfın en başarısız kısmındaydım. Sürekli başarısız olmak, iyi bir performans gösterememek ve akademik anlamda zeki olmamak beni herkese iyi olduğumu gösterebileceğim farklı bir alanda başarılı olmaya itti, belki okulda değil ama tırmanışta başarılı olabilecektim. Diğerleri okuyup yazabilecekti ama koşmada, yüksek atlamada veya tırmanışta beni yenemeyeceklerdi. Bu yüzden hırslandım. Zor bir çocukluk geçirdiğimden böyle olmaya büyük bir eğilimim vardı. Birçok sporcuda da benzer etkiler görülür. Bu tür bir istek normal değil, ekstremdir.

Bir mağarada yaşamak ve her gün boulder yapmak normal değildir. Çoğu insan düzenli bir işi olmasını, işten sonra bir bara gitmeyi ve bazen tırmanış yapmayı tercih eder. Fakat sporda iyi olan kişilerin geçmişlerinde benimkine benzer hikayeleri var. Bunu Mastermind üzerinde çalışırken fark ettim.

Aynı zamanda bu antrenmanlara olumlu karşılık veren boy, kilo ve genetiklere sahip olduğum için şanslıyım.

Başka bir röportajınızda sizi zihnen güçlendiren bir kitaptan bahsediyorsunuz. Mastermind’ın temeli bu kitap mıydı?

Kısmen evet. Lanny Bassham’ın ‘’With Winning in Mind’’ kitabıydı. Kitabı yarışmalardayken okumuştum çünkü zihnimin nasıl işlediğini anlamam gerekiyordu. Hem çok yardımcı oldu hem de spor psikolojisini anlamamı sağladı. Almanyada Kafe Kraft’ta bu eğitim kitaplarını yayımlayan bir arkadaşıma bu kitaplara ilgim olduğunu söylediğimde eğer yazarsam kitabı yayımlayacaklarını söyledi. 

Lanny Bassham Amerikan Olimpiyat ekibiyle çalıştığı için sporcularla bağlantıları vardı. Altın madalyalı sporcularla iletişime geçip birçok soru sorabilirdi. Ben de ünlü bir tırmanışçı olduğum ve Chris Sharma, Alex Megos, Alex Honnold, Margo Hayes, Adam Ondra vb. tırmanışçılarla bağlantılarım olduğu için tırmanış üzerine bir spor psikolojisi kitabı yazmak ilginç olur diye düşündüm. Sorsam bana yardım ederlerdi. Benim ne düşündüğümü anlatan bir kitap yazmak yerine insanların Alex Megos’un tırmanıştan hemen önce ne düşündüğünü ya da Killian Fischhuber’in zaferinin öncesinde ne düşündüğünü  bileceği bir kitap yazmak iyi olur diye düşündüm. Bugünün en iyi tırmanışçılarını toplayıp neden kazandıklarını düşündüklerini ve neyin onlar için önemli olduğunu sordum.

‘’With Winning in Mind’’

Ne düşündüklerini aşağı yukarı biliyordum ama bunları tek başıma söylememdense onların birlikte söylemesi daha güçlü olacaktı. Örneğin, bir rota canlandırın desem insanlar ‘’Tamam, canlandıralım’’ der ama en iyi 10 tırmanışçı bunu dese daha güçlü bir etkisi olur. Bu sebeple Mastermind yalnızca benim düşüncelerimden oluşmuyor. Aynı zamanda diğer herkesin düşüncelerinin bir derlemesi. Ayrıca ülkedeki en iyi spor psikologlarından biri olan ve şansa bir tırmanışçı olan Lew Hardy’den yardım aldım. Bana rehberlik etti ve kitap hakkında geri dönüt verdi.

Yarışırken problem yaşadığında kendinde ilk fark ettiğin ve düzelttiğin şey neydi?

Daha çok kendi görüntümle kendimi nasıl algıladığımla alakalıydı. Yarışmak istemedim, oraya ait olmadığımı düşünüyordum.  Elemelerde gayet iyi tırmanmıştım fakat finallerde büyük hatalar yapmıştım. Finalde tırmandığım şekilde tırmandığımı düşünüyordum. Bu yüzden kendim hakkında düşüncemi değiştirmem gerekiyordu. Yarışmaları sevdiğim, en iyi tırmanışlarımın yarışmalarda olduğu, en iyi finallerde tırmandığım; gerilirsem bunun normal olduğu çünkü gerginken daha iyi tırmandığım bu yüzden negatifleri atmalıyım sözleriyle kendi beynimi yıkamam gerekiyordu. Kendimi profesyonel bir tırmanışçı olarak görmeliydim. Normalde kayaya istediğim anda tırmanmaya alıştığım için yarışmalarda bana tırmanmam gerektiği söylenmesini sevmiyordum. Mesele tüm bu kurallar ve süre sınırlarıydı ama tırmandım çünkü kurallar yoktu ve bana yapmam gereken söylenmiyordu.

Birçok zor ve bir o kadar da tehlikeli rotaları başarılı bir şekilde gerçekleştirmiş olmanıza rağmen yarışmalarda iyi bir performans gösterememeniz çok ilginç.

İpsiz tırmanış yaparken tehlike vardır ve neyin tehlike yarattığını bilirsiniz. Düşersiniz ölürsünüz. Odaklanabilir ve bunu kontrol edebilirsiniz. Bir yarışmada gergin olmanızı sağlayan birçok etken var; kalabalık, yarışmaya kadar gelmenizin maliyeti, istediğiniz ödül parası. Yarışma İngiltere’de ise aileniz orada olabilir…

Sizi geren fikirlerin olduğu kara bir bulut gibi bu yüzden nokta atışı yapmanız ve odaklanmanız zorlaşıyor. Bu açıdan dış alanlarda tırmanmak çok daha kolay. Kendi kendime şunu hatırlatmak zorundaydım. Burada beni ne kadar izole tuttukları önemli değil, yarışma için buradayım ve her türlü kazanacağım! İzole olmak şu an daha kolay. Bir keresinde sabah 10’da izolasyona girdim, akşam 10’a kadar Leon’da okulda bir odada kilitli kaldım. Artı olarak, ısınma alanları korkunçtu. Şu an çok daha iyi. Harcamaları karşılayan bir federasyonumuz da yoktu. Ödül iyiydi ama kendini motive etmen gerekiyordu. Kazanmayacaksınız gitmeye değmezdi.

O zamanlar yarışmaları kim organize ediyordu?

Federasyonlar organize ediyordu. Fransızların bir federasyonu vardı. Bazen özel organizasyonlara veriliyordu. Bazen yerel konseyler turizm amacıyla destekliyordu.

Mastermind için röportaj yaptığınız kişiler Olimpiyatlarda yer alacak, kimin mental anlamda avantajlı olduğunu düşünüyorsunuz?

Onları şu anda tam olarak tanımıyorum ama en başarılı tırmanışçıların Ondra ve Killian olduğunu biliyorum. Kilit nokta genellikle fazla iyimser olmamaktan geçer. Biraz kötümser olup en kötüsü için kendini hazırlamak iyi bir şeydir. Lew Hardy bana ‘’fazla iyimsersen yeterince hazırlanmamışsındır’’ demişti. Kötümser olmak ve muhtemel sorunları ayırt etmeye çalışmak iyidir. Yarışmadan önce Killian’ın düşüncesi de bu şekildeydi. Ondra da aynı şekilde düşünüyordu. İyi bir ısınma yapmazsa endişeye kapılacağını düşünüyordu ama iki hafta önce iyi bir ısınma yaptığını ve bu süreçte kaybetmeyeceğini de düşünebilirdi. Bu düşünce tarzı onlara galibiyet getirir çünkü her şey için hazırlanıyorlar. Bunu bilmediğiniz takdirde Ondra, Killian ve tüm bu tırmanışçıların birçok kez kazandıkları için iyimser olacaklarını düşünürsünüz ama aslında tam tersidir.

‘’Fazla iyimsersen yeterince hazırlanmamışsındır’’

Ben de yarışırken nelerin yanlış gidebileceğini düşünürdüm. Bu sorunları ve yaşandıkları takdirde nasıl karşılık vereceğimi yazardım. Diyelim ki tam hazırlıklı tırmanıyorum ve neredeyse üst noktaya geldim ve magnezyum tozu torbamı düzgünce bağlamadığım için düştü ne yaparım? Magnezyum tozu olmadan tırmandığım bir rotayı düşünürüm ve tozsuz bir şekilde tırmandığım rotayı daha önce yaptığım için tırmanabilirim derim.

Şu anda bulunduğumuz yer olan The Foundry hakkında konuşalım. Bu mekanı açarken hedefin neydi? Kendin pratik yapacağın bir alan olarak mı düşündün?

Her zaman ticari bir tırmanış merkezi olmasını hedefledik. 90’ların başında 20’lerimin ortasında profesyonel bir tırmanışçı iken Paul Reeve ile başlattık. Tırmanışı bıraktığımda devreye girecek bir gelecek planı ve bir yatırımdı.

Yan komşunuz Peak District gibi işlemez diye hiç şüphe ettiniz?

Tabii ki! Hiç emin olmamıştık ki.

Ama yine de yaptınız?

Her şeyi tek başıma yapmadım. Tek bir ortakla yapabilirdim ama emin değildik ve yeterli param yoktu bu yüzden işe yaramazsa yeniden finanse edip evimi kaybetmek istemedim. Bu sebeple Wild Country’i işe dâhil ettik. Açıldığımızda şirketin %51’ine sahiplerdi. Paul ve benim çeyrek hisselerimiz vardı. 5 yıl sonra Wild Country’nin paraya ihtiyacı olduğundan onlardan satın aldık. Şu anda her ikimizde de %50’lik hisse var.

İlk açıldığımız hafta kıştı. Hava kötüydü bu yüzden kapalı mekan tırmanışı için harika bir zamandı ve kimse gelmedi! Moralim bozulmuştu, işe yaramayacağını biliyordum dedim. Kimse içeride tırmanış yapmaz derken insanlar yavaşça duymaya ve gelmeye başladı.

Cellar Training, Sheffield – 1989 | Jerry Moffat Arşivi

Düzen ne durumda? Hala ilk inşa ettiğiniz gibi mi?

En başta the Furnace (AZ: the Foundry’de ek olarak liderli tırmanış ve autobelayli tırmanış yapabileceğiniz bir kısmı) alanı mağazaydı. O kısım Wild Country’nin elinde olan the Outside (AZ: şu anda Hathersage, Peak District’de bulunan bağımsız büyük bir mağaza) idi.

Wild Country kendi mağazaları içinde bir tırmanış duvarı istiyordu. Mağazaya daha çok değer veriyorlardı. Herkes tırmanmak için Foundry’e gelirse mağazadan onların ekipmanlarını alacaklarından bu işte tekele sahip olacaklardı. Yaklaşık bir yıl içinde her yer tozlanmış, kıyafetler de kirlenmişti. Onların işine yaramamıştı. Mağazayı dış kısma alıp alanı depoya çevirdiler. Outside kısmı Foundry’nin yanındaki binaya taşındı ve 10 sene kadar orada kaldı. Sonrasında o bina için planlama izni aldım (o zamanlar bina bana aitti) ve dairelere çevirdim. (AZ: hala daire olarak kullanılıyor) Bir mimarla birlikte tüm daireleri ben tasarladım.

Yakın zamanda daha kolay bouldering yapılması amacıyla Spor Konseyinden tırmanış alanını biraz daha yükseltme izni aldık. Tam tekrar işe dönecekken, tırmanış merkezinin bir yıl kapalı kalması gerekti! Esas amaç, merkezi belirli alanlara bölüp bakım devam ederken insanların tırmanabilmesiydi fakat karantina çıktı ve her şeyi kapattık. İlk kapanma renovasyonlara başlacağımız sırada geldiği için gerçekten şanslıydık. Kapanma sayesinde, biraz daha zaman harcadık ve daha sonraları için planlanan işlerin bir kısmını bitirdik.

The Wave (ünlü büyük sarkık boulder duvarı) Foundry’nin önemli bir parçası. En başta bu şekilde mi planlanmıştı? İlham kaynağı nerden geldi?

Foundry’nin ünlü “The Wave” adını verdikleri duvar

90’ların başında bouldering benim bir tutkumdu ve favori mekânlarımdan biri de Fountainbleu idi. Sloperları her zaman sevmişimdir. Birmingham’da buna benzer bir duvar vardı ama her yeri jug tutamaklarıyla doluydu, bu yüzden her yerde tırmanabilirdiniz. Gerçek boulder probleminin akışını ve özelliklerinin olduğu bir şey olmasını ama tırmanabileceğiniz sabit tutamaklar olmamasını istemiştim. Ayaklar için belirli çıkıntılar ve hızlanmak için tutamaklar istiyordum. Tırmanış tamamıyla ayaklarınıza odaklanmaktan ve onları sabit hale getirmekten ibaret. Büyük bir ayak tutamağı ise, ayaklarınız kolayca sabitlenecektir. Bu yüzden duvarda küçük çıkıntılar istemiştim. Birkaç karşı fikir olmuştu ama benim istediğim buydu. Gerçek bir problemde sonraki tutamağı görememenin belirsizliğini istedim, iyi mi kötü mü olacak bilemezsiniz. Wave süreye karşı testte gayet iyiydi. Dış alan tırmanışına benzerliği sebebiyle hala bilinen en iyi duvarlardan biri ve 30 yıllık.

Eskiden kapalı alan tırmanış duvarları dışarısı için bir çalışma alanı olarak kullanılırdı. Asla ve asla insanların içeride tırmanış yapacağını düşünmezdiniz! The Foundry’de her şey dış alan tırmanışını kopyalamak için inşa edildi böylece diğer merkezlerden farklı olarak kendinizi çalıştırabilir ve dış alana uyumlu hale getirebilirsiniz. Bugünlerde bir tırmanış duvarı sahibi olarak böyle bir şey inşa etmek istemezsiniz çünkü insanların dışarıda tırmanması işiniz için kötüdür!

Eğlenceli Sorular

Kapanma sürecinde herhangi bir Netflix dizisi izlediniz mi?

Breaking Bad, Young Offenders, Top Boy Summer House. Çocuklarım neredeyse 17 ve 18 yaşında. Uyuşturucu ve küfürün olduğu herhangi bir şey varsa izliyorlar 😀

Çocuklarınız tırmanış yapıyor mu?

Hayır, yapmıyorlar. Kızım spor salonuna gidiyor, oğlum da futbol oynuyor, çoğu zaman scooter sürüyor ve kaykay parklarına gidiyor.

Favori tırmanış atıştırmalığın nedir?

Belirli bir şey yok. Açken tırmanmayı seviyorum. Uyandığımda tamamen acıkana kadar bekler bouldering yapmaya öyle giderim. Yalnızca su içerim. Bazen sert kahve de içtiğim oluyor ama genelde su.

Görünüşe göre tırmanışına oldukça odaklanıyorsun. Genelde insanlar dışarı çıktıklarında (ben de dahil olmak üzere) günün keyfini çıkarır, öğle yemeği yer ve kahve içerler.

Her zaman olmamak üzere, yarışmalara hazırlanırken Cressbrook Dale’de oturmayı severdim. Yalnızca ben ve kırsalda bir radyo çalardı. ‘’Oh! Bundan daha iyi bir iş yok!’’ diye düşünürdüm.

Her zaman sınırları zorlamak değil mesele. Doğanın keyfini çıkarmak, kırsalda nehirlerin yanında olup kuşları dinlemek ve uzun uzun bir şeyler düşünmek. Bu spora beni çeken şey de bunlardı. Profesyonel bir yüzücü olduğumu hayal edemiyorum. Her gün klor dolu havuza gidip tur yapmak, korkunç olurdu.

Vaktini ayırdığın için çok teşekkürler Jerry. Çok keyif aldık, umarız ki sen de almışsındır!

Kesinlikle! Eski günleri üzerine konuşmak her zaman keyif verici. Şimdi yapacak çok işiniz var!

Teşekkürler

Bu röportaj, bizim için herhangi bir tırmanış makalesi değildi; üzerinde onlarca saat emek harcanmış bir projeydi ve Türkçe halini de sizlerle buluşturarak projeyi noktalamış olduk. Sheffield’taki dostumuz Arman Zonuzi röportajın organizasyonu, ses kaydının yazıya dökülmesi ve ve editlenmesi süreçleriyle ilgilendi. Geleceğin Yıldızları Yaz Kampları’ndan değerli ekip arkadaşım İremsu Genç ise röportajın çevirisini gerçekleştirdi. İki güzel insana, sizlerin huzurunda teşekkürlerimi iletiyorum. – Berkay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir