”Sağlam Adımlarla Devam…” | Sevda Geyik Çırık Ve Tırmanış Kariyeri

Sevda’yı kimi zaman yurt dışındaki bir yarışmada, kimi zaman ulusal yarışmalarda, bazen de kayada tırmanırken gördük. Mekanlar değişti belki ama tutkusunun peşinden attığı sağlam adımlar hiç değişmedi. Milli sporcumuz Sevda Geyik Çırık ile tırmanış kariyeri üzerine keyifli bir röportaj yaptık. Söz kendisinde…

Tırmanış camiamızın, özellikle Geyikbayırı’ndaki tırmanış ekolünün bir parçasısınız. Sporun içindeki herkes bir şekilde sizin adınızı duymuştur. Tırmanış hikâyeniz nasıl başladı?

2009 yılında, Samsun 19 Mayıs Lisesi’nde, 2. sınıftayken tanıştım tırmanışla. Okulun gezi kolları gibi çeşitli sosyal kulüpleri vardı, ben de dağcılık kulübüne kayıt olarak başladım aslında. İlk olarak ilçeden ilçeye bir yürüyüş faaliyeti yaptık. Lisedeki kulüp hocamız Arda, bizi 19 Mayıs Üniversitesi’nin tırmanma duvarına götürüyordu. Haftada iki gün kalabalık bir arkadaş grubuyla gider tırmanır, sonra servisle evlerimize dağılırdık.

Geyikbayırı – Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

2010’nun Ocak ayında, o kalabalık arkadaş grubuyla Sivas’a lider tırmanış yarışmasına gittik. Çok eğlenceli ve keyifli bir yarışmaydı ama bizim ‘‘Küçükler A’’ kategorisinde ekipte, benimle beraber sadece iki kız yarışmacı vardı. İlk birinciliğimi orada aldım. Büyükler kategorisi aksine daha kalabalıktı ve Zorbey Aktuyun, Övgün Yıldırım gibi isimleri ilk defa orada izledim. Sonrasında Ankara ve Manisa olmak üzere birkaç yarışmaya daha gittim. Bu şehirlerde de büyüklerle birlikte aynı ortamda yarıştık ama bu sefer bizim kategori biraz daha kalabalıktı.

Fotoğraf: On-sight.me

2010’un sonlarına doğru, yarışma sezonu bittiğinde tırmanışı bıraktım. Kulübümle bir anlaşmazlık yaşadık ve kulübümü değiştirmek istedim. Bu anlaşmazlık doğrultusunda da lisansımı alamadığım için oradan ayrılmak zorunda kaldım. Sonrasında, ben lise son sınıftayken, ailemle birlikte Antalya’ya taşındık ve 2012’de tekrar başladım tırmanışa. Bir yandan dershaneye gidiyor üniversite sınavına hazırlanıyor, bir yanda da dershane çıkışlarında kaçamak yapıp üniversitenin duvarına gidip tırmanıyorum. Liseden bir hocam, tırmanışa gittiğim üniversitenin hocası Güray Ekici’yle tanıştırmıştı beni, onun sayesinde boulder yapmaya da başladım. Üniversiteyi kazandıktan sonra, 2013’te, ilk üniversiteler arası tırmanış yarışmasına katıldım. O günden bugüne hiç bırakmadan yarışmalara devam ettim.

Geyikbayırı / Eşekuçtu Sektör – Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Ailenizin spor tırmanışa yaklaşımı nasıldı?

Babamdan bir süre gizledim, tırmanış yaptığımı bilmiyordu. Annem de biraz korkuyordu ama o daha çok koruyup kollayan taraftı. Mesela, dershaneye gidiyorum diye tırmanışa gidiyordum ve annem benim yalanıma ortak oluyordu. Sonra Sivas’taki yarışmada birinci olduğumu duyunca devam etmeme engel olmamaya; aksine desteklemeye başladılar. Babam şuan beni sonuna kadar destekliyor. Annem hala korkuyor, tırmanış videolarımı izleyemez mesela.

Rota arası dinlenmeceler 🙂 / Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Ailecek Antalya’ya taşınmadan önce, Geyikbayırı, Olimpos ve Çitdibi gibi bölgeleri biliyor muydunuz?

Hiçbir bilgim yoktu. Lisede tırmanışa başladım ama o kadar cahilce tırmanıyormuşum ki… Ne Türkiye’deki tırmanıcılardan haberim vardı ne de bölgelerden. Öztürk, Doğan, Zorbey, Mümin, Serkan, Evren, Gamze ve Duygu gibi isimleri ve tırmanış bölgelerini spora daha çok eğilince öğrendim.

”Junimond” (7c+) – Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Üniversite’nin tırmanış topluluğuyla Geyikbayırı’na etkinlik düzenlemeye başladık. Hem eğitim alıyorduk hem de faaliyet düzenliyor ve Antalya’daki tırmanış bahçelerine gidiyorduk. Geyikbayırı’na gide gele, kampinglerinde kamp yapa yapa o bölgede piştim.

Üniversite’de spor bilimleri okuduğunuzu biliyorum, spor üzerine okumak mı istiyordunuz yoksa planlar farklı mıydı?

İlk sınava girişimde diş hekimliği fakültesini çok istiyordum ama puanım yetmemişti, sınırda kalmıştı. Sonraki seferde bütün tercihlerimi silip spor bilimleri yazmıştım çünkü o zaman puanım iyiydi ama bu sefer de ben spor üzerine okumak istiyordum. Gizli gizli diğer tercihlerimi silmiştim.  :))

Devam eden süreçte üniversite ve spor hayatınız nasıl ilerledi?

Üniversite başladığında benim için çok keyifliydi çünkü herkes sporcuydu fakültede. Kendimi hem farklı hissediyordum hem de onlarla aynı dili konuşuyordum. Üniversitenin son sınıflarına gelmeye başlayınca, tırmanışa daha çok ağırlık verip öğrenmeye başladım ve bu sefer de okul hayatına çok adapte olamadım. Bir yerden alıp başka bir yere vermek istiyor insan. Antrenman yapmayı çok seviyordum, hala çok seviyorum. Dersten çıkınca saat 17.00’de direk salona gider akşam 21.00’e kadar tırmanırdık ve bunu her gün yapmaktan sıkılmazdım. Sonrasında tabi bunu daha programlı bir şekilde yapmaya başladım çünkü her gün yapmanın bir yararı da yok.

Üniversite yıllarında herhangi bir sıkıntı yaşamadım, ikisini birlikte götürdüm çünkü çok sevdiğim bir arkadaş grubum da vardı. Sınavlara birlikte çalışırdık ve tırmanışa birlikte giderdik. Üniversite dengeli gitti ama yüksek lisans için aynısını söyleyemeyeceğim…

Hemen konusu açılmışken sormak istiyorum, yüksek lisansı ne üzerine yapıyorsunuz?

Hareket ve antrenman bilimi üzerine okudum, şuan ders dönemi bitti ama tez dönemim devam ediyor. Günümüz koşullarından dolayı okulumu dondurmak durumunda kaldım ama bir dönem kaldı. Yüksek lisansın tez dönemleri biraz zor oluyor çünkü sürekli makale okumak, yazmak, araştırma yapmak zorundasınız. Öğrenciyken her şey daha kolay ve güzeldi. Benim için asıl zorluk üniversite bitince başladı çünkü çalışmak zorundayız.

Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Gözlemlerime dayanarak, tırmanışın içinde olan üniversite öğrencilerinde, sporu mesleğe çevirme gibi bir istek olduğunu söyleyebilirim. Sizde bu durum nasıl? Tırmanış antrenörlüğü yaptınız mı?

Ben üniversitede okurken hep çalıştım aslında. Tırmanışın bana getirdiği en büyük artısı iş imkânı oldu. Antalya’da çok fazla otel var ve bu otellerde turistlik anlamda ip parkurları, tırmanma duvarları gibi çalışılabilecek ortamlar mevcut. İp parkurlarında çalıştım, tırmanma duvarlarının yer aldığı otellerde antrenörlük yaptım. İmkânı olan bazı özel okullarda tırmanış hocalığı da yapılabilir, ben yapmadım ama yapan arkadaşlarım vardı.

Yarışmalardan devam etmek istiyorum. Akdeniz Üniversitesi Tırmanış Takımı’yla, Hırvatistan’daki EUSA Split 2017 Üniversiteler Arası Tırmanış Yarışması’na katıldınız. Bu organizasyonun detaylarını bize anlatır mısınız?

EUSA Split 2017/Hırvatistan – Fotoğraf: Güray Ekici

Kaseti biraz geri saralım… Biz takım olarak 2015 ve 2016’da, Türkiye’deki üniversiteler arasında yapılan yarışmalarda spor tırmanış şampiyonu olduk. Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu, bu yarışmalarda ilk üçe giren üniversitelere yurt dışındaki Üniversiteler Arası Avrupa Şampiyonası’na katılmaya izin veriyor. Okulunuz bütçenizi karşıladığı ve ilk üçe girdiğiniz takdirde, bu organizasyona katılabiliyorsunuz. Biz aslında 2016’da Hırvatistan Zagreb’deki yarışmaya gidecektik.  Her şey yolundaydı; kayıtlarımız tam, antrenmanlar çok iyi, valizler hazır, iki gün sonra uçağımız var, tam gidecek ki 15 Temmuz darbe girişimi…  2016’da da şampiyon olduğumuz için 2017’de tekrar gitme fırsatı yakaladık ama bazı arkadaşlarımız mezun oldu, haliyle ekip değişti.

Akdeniz Üniversitesi Tırmanış Takımı / EUSA Split 2017

2017’deki yarışma Hırvatistan Split’te oldu. Biz boulder ve lider olmak üzere üç branşın ikisinde yarıştık. Boulderda beklediğimden daha iyi bir başarı elde ettim, finale kalamadım ama 7. oldum. Lider yarışmasını da 10. sırada tamamladım. Benim için çok keyifli bir deneyimdi. 70’ten fazla sporcunun yarıştığı organizasyona Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Almanya, Slovenya gibi hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinden sporcular katıldı. Rusya’da katıldı hatta Rusya’dan IFSC yarışmalarında dünya şampiyonu olan kadın sporcular da vardı finallerde. Yarışma küçük bir Avrupa Şampiyonası tadındaydı açıkçası.

Üniversiteler arası tırmanış yarışması bizler için gerçekten çok değerli. Peki bu organizasyonlar ülkemizde ve Avrupa’da halen devam ediyor mu?

Koç Fest sponsorluğunda, Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu bünyesinde halen devam ediyor. Örnek veriyorum bu sene, İstanbul Üniversitesi takım olarak yapılan Türkiye çapındaki yarışmada birinci olduğunu varsayarsak, önümüzdeki sene Avrupa’daki yarışmaya katılabilecek. 2020’de birinci olan takım 2021’de yapılacak yarışmaya katılabiliyor. Türkiye’de şampiyon olduğunuz ya da ilk üçe girdiğiniz seneden bir yıl sonra yarışmaya katılabiliyorsunuz.

Koç Spor Fest

Bu organizasyonu sadece takip edenler biliyor, çoğu üniversitenin maalesef haberi yok. Öğrenciler 28 yaşına kadar katılabiliyorlar üniversitelerarası yarışmalara. Yurt dışında da bu yaş sınırı 30. Öğrenciler okullarına yazı yazsınlar, araştırsınlar, katılmak istediklerini söylesinler. Üniversiteler yurt dışındaki etkinliklerde bulunmayı, okulun prestiji açısından önemserler. Organizasyon pahalı ülkelerden ziyade Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan gibi küçük çaplı ülkelerde yapılıyor.

Koç Spor Festivali / Fotoğraf: On-sight.me

Yine bu yarışma özelinde, üniversite kafilesi olarak yarışmadan kaç gün önce Split’e gittiniz? Oradaki salonlarda antrenman yapma fırsatı bulabildiniz mi?

Evet, üniversiteden izin alıp yarışmadan iki gün önce Hırvatistan’a gittik. Bir gün antrenman yaptık, diğer gün yarım antrenman yapıp dinlendik ve teknik toplantıya katıldık. Yarışma bir hafta sürmüştü. Sırf bu yüzden tekrar üniversite öğrencisi olmak istiyorum ama sınav işleriyle uğraşmak istemiyorum.

2017’den bahsettik ama ben bir sene geriye; 2016 Paris Tırmanış Şampiyonası’na dönmek istiyorum. Türk Milli Takım’ı olarak oradaydık ve siz de vardınız o kafilenin içinde. Bildiğim kadarıyla bazı problemler de oldu. Artısıyla eksisiyle nasıl geçti Paris?

2016 Paris Dünya Tırmanış Şampiyonası – Sevda Geyik Arşivi

Sadece Paris özelinde de değil, Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun en büyük sorunu, sporcuları yarışmanın bir gün öncesinde; teknik toplantının olduğu sabah şehre götürmeleri.  Mesela Pazartesi yarışma başlıyor, Pazar günü 17.00’de teknik toplantı var ve biz Pazar günü sabahtan gidiyoruz. Zaten önceki gece heyecandan uyuyamıyoruz, o geceyi unutun. Uçak yolculuğu zaten ayrı yoruyor. Uçaktan iniyoruz, hiç otele dahi yerleşemeden hemen teknik toplantıya yetişmeye çalışıyoruz. Eşyalar ya arabada ya da elimizde sürükler vaziyette…

Hem dinlenmek hem de antrenman yapmak için bizim oraya en az iki gün erken gitmemiz gerekiyor. En azından bir günümüzü antrenmana ayırırsak tutamaklara, rota, şehrin havasına, saat ritmine biraz daha adapte oluruz. Bunun sıkıntısını hep yaşadık, yaşıyoruz ve ne kadar dile getirsek de değişen bir şey yok.

2016 Paris Dünya Tırmanış Şampiyonası – Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Paris’i şehir olarak çok beğenmedim, yani kalabalığını pek sevemedim 🙂 ama yarışma ortamı inanılmazdı, o kadar güzel ve keyifliydi ki. En çok büyülendiğim yarışmalardan biriydi diyebilirim. Kocaman bir stadyumda devasa bir tırmanış duvarı oluşturmuşlardı ve bence gelmiş geçmiş en büyük organizasyonlardan biriydi. Boulder eleme ve yarı finallerinde seyirci olarak daha az insan vardı ama finalde stadyum tam doluydu. Ekrana yansıyan sadece stadyumun içiydi, bir o kadar daha dışarıda vardı.

O kadar insanın karşında tırmanmak ayrı histi. Rotayı deniyoruz, bir sonuç alamayıp düşüyoruz ama seyirciler yine de alkışlıyordu ve bu bizim için bir teşekkürdü aslında. Orada olmak, o alkışı hissetmek güzel geliyor bize. 

O yarışmadaki sonuçlar nasıldı peki?

Başarılı olamadık açıkçası, bunu söylemeye çekiniyorum ama bu benim ayıbım değil. Birçok yarışmada derece elde edemiyoruz. Dünya kupaları, Avrupa şampiyonaları, dünya şampiyonaları bize çok zor geliyor çünkü bu konuda gözümüz açılmış değil. Çok fazla eksik var, en çok yurt dışına yarışmaya giden birisini götürseniz bile yine bir başarı elde edemeyecek çünkü ülkedeki imkânlarımız dışarıya göre çok kısıtlı ve çok farklı.

Paris’ten sonra sizi ve Türk Milli takımını 2017 ve 2018 Münih Boulder Cup’ta gördük. Özellikle Münih veteran sporcuların çok fazla katıldığı ve yıllardan beri organize edilen major bir ayak. Bizim federasyonumuz da tecrübe kazanılacak onca yarışma varken yılın tek yarışması olarak Münih’e götürüyordu. Münih Boulder Cup yarışmaları özelindeki düşüncelerinizden ve deneyimlerinizden biraz bahseder misiniz?

2018 Münih Bouldering Dünya Kupası/ Fotoğraf: Yanne Golev

Paris, dünya çapında bir yarışmaydı ve dünyanın her yerinden yarışmacı geliyordu. Dolayısıyla geçebileceğimiz, eleyebileceğimiz; rekabet edebileceğimiz ülkeler vardı ama Münih öyle bir yer değil. Orası Avrupa Şampiyonası gibi, hep en iyi sporcular geliyor ve rota yapıcılar gelen sporcuların seviyesini gözeterek rota yapıyorlar. Haliyle rotalar daha klas ve daha zor oluyor. Dediğin gibi başka bir sürü yarışma varken, Münih’e gitmek biraz saçma oluyor. 2017’de daha az sporcu vardı ve çok zordu gerçekten. O yıl 3. eleme rotamı tırmanırken fırtına koptu ve deli gibi yağmur yağdı. Hepimizi izolasyona aldılar, ben akşam 9’dan 12’ye kadar izolasyonda bekledim sonra kaldığım yerden devam ettim. Gece 1’de bitti elemeler.

2017 Münih Bouldering Dünya Kupası

2018 nispeten daha kalabalıktı ve rotalar görece daha kolaydı. Sonuçta seyirciye de hitap etmesi gerekiyor. 2018’dekinden çok keyif almıştım ama 2017 çok zordu gerçekten.

Daha kolay yarışmalara katılabilirdik ama bu da bir avantaj çünkü ileride antrenör olduğumuzda birçok durumu görmüş bir şekilde o işi yapabileceğiz. En iyi ve en kötü ihtimali artık kestirebiliyoruz.

O zaman sizi ileride antrenör olarak; çocuklara bu sporu öğreten biri olarak görmemiz son derece mümkün sanırım.

Tabii ki de. Çevremde tırmanan bir çocuk gördüğümde antrenmanımı bırakıp hemen onunla ilgilenirim. Yeter ki çocuklar tırmansın. Mesela Aladağlar’da Ege adında genç bir arkadaşımla tanıştım, beraber sohbet edip tırmanış üzerine konuştuk. Onunla tırmanışla ilgili bilgilerimi paylaşmak çok hoşuma gitti. Tecrübelerimi ve bu alandaki birikimimi gençlere aktarmayı çok isterim.

Tırmanışın olimpiyatlara dahil olmasıyla birlikte tutamak ve rotalarda ciddi değişiklikler oldu. Uzun zamandır yarışan birisi olarak, bu değişimi hissettiniz mi?

2017 Münih Bouldering Dünya Kupası / Fotoğraf: Vladekzumr.com

Bizim her yarışmadan sonra dile getirdiğimiz şey bu oluyordu. Artık tırmanış dünyası büyük tutamaklar ve hareketli rotalara evrildi, tutamağı tut çek devri kapandı artık. Krimp tutuşları eğer güçlüysen tutarsın, güçlü değilsen üzerine biraz çalışır halledersin ama günümüz rotaları güçten ziyade koordinasyon istiyor. Tamamen çözüme dayalı akıl oyununa döndü. Biz bu durumu birebir gittiğimiz yarışmalardan hissettik.

Sana soru hazırlamak için araştırma yaparken 2017 Münih yarışmasından bir fotoğrafınla sitem ettiğin bir postuna denk geldim. Bir takım düşüncesiz eleştirilere maruz kaldınız sanırım…

Sercan İlkbağ 2017’deki yarışmaya bizi desteklemeye geldi, Instagram’dan canlı yayın yapmıştı. Birçok insandan ‘‘Oraya kadar gidiyorlar bir başarı elde edemiyorlar’’ gibi kötü yorumlar geldi ve bu da bizi üzdü açıkçası çünkü oraya kendi imkânlarımızla gidiyoruz, kendimiz antrenman yapıyoruz, kimse bize antrenman yap demiyor. 1 haftalık milli takım kampı bize bir şey öğretmiyor.

Almanya / Münih

Ne yazık ki ben ve benim gibi sporcular böyle yorumlarla çok fazla yüzleşiyoruz,  gururumuza dokunuyor, sonuçta biz de insanız. Biz bu spordan para kazanan insanlar değiliz; hepimiz çalışıyoruz, işe gidiyoruz veya okul hayatımız var. Özel hayatımız dışında tırmanışa vakit ayırmaya çalışıyoruz. Bir futbolcu gibi sadece tırmanıştan para kazansak bize bunları söylemeye bir nebze de olsa hakları olabilir ama kimsenin bizi bu konuda eleştirmeye hakkı olmadığını düşünüyorum. Çok kolaysa o insanları davet ediyorum, gelsinler yapsınlar, başarsınlar ve sonra da bize anlatsınlar. Yarışmaları bırakmamın sebebi biraz da bunlar oldu açıkçası. Ben eleştiriye çok açık bir insanım ama bu eleştiri değil.

Peki bu deneyimlerinden yola çıkarak, ne gibi adımlar atılmalı? Size ve beraber yarıştığınız takım arkadaşlarınıza yetki verilse, neleri değiştirirdiniz?

Milli takım kamplarının yurt dışına taşınması gerekiyor. Yurt dışından antrenör getirmek bir çözüm olmadı, bunun yerine yurt dışına kampa gidip o ortamda antrenman yapmak daha çözüm odaklı olacaktır. Antrenman yapılan ortamın farklılığı, başka sporcuları görmek, onları izlemek, iletişime geçmek hatta beraber tırmanmak daha etkili olacaktır. Sporcularımıza farkındalık katacaktır.

Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Milli takım yarışmalarının tarihleri çok geç oluyor, bu tarih biraz daha erkene çekilebilir; Ekim, Kasım,  Aralık gibi ulusal yarışmalar yapılarak milli kadro belirlenir ki, Avrupa Şampiyonaları’na ve dünya kupalarına hazırlanmak için yeterli bir zaman kalsın.

Daha kaliteli antrenörler gerekli. Kaliteden kastım fizyolojiyi, anatomiyi bilen; bunların yanında gerçekten tırmanıyor olması gerekiyor bu antrenörlerin. Yarışmaları gidip görmüş olmaları gerekiyor. En azından birkaç yarışmada yarışmacı olarak bulunmaları lazım ki o psikolojiyi anlamaları gerekiyor diye düşünüyorum.

Akdeniz Üniversitesi’nde Antrenman Vakti – Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Bu şekilde devam edersek 2032 Olimpiyatlarına kadar spor tırmanıştan ülkemizi temsil edecek bir sporcu çıkmayacak ne yazık ki. Önümüzdeki süreçte eğer şartlar değişir de çözüm yolları için adımlar atılırsa, tekrar yarışmacı olur musunuz ya da çözümün bir parçası mı olmak istersiniz?

Yarışmacı olmak için tekrar zaman harcamam, çözümün bir parçası olup genç sporcularımıza destek olmak isterim. Sporcularımızın elinden ne kadar erken ve ne kadar güçlü tutarsak o kadar başarılı oluruz. Gene ufak çaptaki yarışmalarda yarışırım ama işin olimpik tarafında gelecek nesil sporcularımıza destek olmak isterim.

Sizin bir de Viyana maceranız var, oradaki salonlarda uzun bir süre antrenman yapma fırsatı buldunuz. Viyana günlerini de dinlemek isteriz…

BlockFabrik‘te güzel bir antrenman! Viyana/Avusturya – Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

O gezimin başlangıcını anlatarak başlayayım… Rido Camping’in sahibi Rıdvan, bir kurum olarak bana sponsor olmayı teklif etti, ben de hemen kabul ettim. Kendisi tırmanış hayatımda yolumu açan önemli bir isimdir. Tekrar teşekkür ederim kendisine.

O yıl Münih, Arco ve Innsbruck olmak üzere 3 tane yarışmamız vardı. Innsbruck’taki yarışmayı, 40 günlük tırmanış antrenmanın sonuna planlamıştım, amacım oraya katılmaktı. Arco’daki yarışmadan döndükten 2 gün sonra Viyana’ya Rıdvan’ın yanına gittim, 40 gün boyunca Rıdvan ve Sarah’nın evinde kaldım. Onlar bana maddi ve manevi her türlü desteği sağladılar sağ olsunlar.  Genellikle Viyana’daydım ve 7’den fazla salonda antrenman yaptım. Rıdvan ve Sarah oradaki bir salonda çalışıyorlardı ve ben de yanlarına giderek, onlara rota yaparak yardım ettim. Biraz indirim kapmaya çalışıyordum çünkü salonların günlük girişi ortalama 10 Euro idi.

Viyana/Avusturya – Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Innsbruck’taki yarışma yaklaştıkça federasyondaki arkadaşları sürekli kaydımı yapın diye aramaya başladım. Takım arkadaşlarım İstanbul’dan gelecek, ben de Viyana’dan geçecektim,  ne de olsa 2 saatlik mesafedeydim. Yarışma sonrası milli takım kafilesiyle dönecektim, dönüş biletimi almamıştım çünkü bu şekilde anlaşmıştım federasyonla. Sonra onlarla geri dönecektim, dönüş biletimi almamıştım böyle anlaştığım için federasyonla. Yarışmaya 5 gün kala son çare federasyon başkanını aradım. Tüm masraflarımı kendim karşılayacaktım, benim istediğim yarışmaya kaydımın yapılmasıydı sadece. Orada antrenör bulundurmak zorunda oldukları için kaydım yapılmadı ve üzgün bir şekilde bir hafta sonra ülkeye geri döndüm. 

Çok üzüldüm çünkü yarışma odaklı gitmiştim, ona göre antrenman yapmıştım. En formda olduğum zamandı ve boşa gitmiş gibi oldu. Maalesef o sene bizden kimse Innsbruck’ta yarışamadı. Genel sıralamada birinci olduğum için bir kişi bile götürseler o ben olacaktım ama olumsuz sonuçlandı süreç.

Seyahat ettiğiniz şehirlerden en çok hoşunuza giden hangisiydi?

İtalya’da Arco’yu çok sevdim. Şehir devasa kayalarla kaplı bir tırmanış cennetiydi adeta. Innsbruck’ta beni çok etkilemişti. Küçük bir şehir olmasına rağmen çok büyük tırmanma duvarları vardı, doğası mükemmeldi. Tekrar gidecek olursam bu Innsbruck olurdu kesinlikle. Bu şehirler beni doğasıyla etkiledi ama mesela şehir olarak Split’i çok beğendim, böyle tarih kokan bir havası vardı. Öte yandan Paris’i çok boğucu buldum, binaların içinde bir şehirdi, ben daha çok yeşili seven biriyim.

Fotoğraf: Öztürk Kayıkçı

Yarışmaları bıraktıktan sonra sizi kayada daha sık görmeye başladık ve tırmanışın bu kulvarında da 8a – 8b bandında ciddi çıkışlara imza attın. İleriye dönük kaya tırmanışında ne gibi projeleriniz var?

Bu sene bitmeden 3 tane 8b ile bir tane 8b+ çıkmak istiyorum. 7c flash çıkışlarım var, bunu 7c+ seviyesine getirmek istiyorum. Bu yıl küçük küçük arttırmak daha emniyetli geliyor bana. İleriye dönük hedeflediğim, çıkmak istediğim belli dereceler ve rotalar var ama şuan için bunları söylemem yeterli.  Öte yandan, zor rota çıktığımda çok fazla eleştiriliyorum hatta eleştiri yağmuruna tutuluyorum. Alt yapıyı sağlam doldurup, kimseye bir eleştiri malzemesi vermeden kontrollü bir şekilde seviyemi zorlamak istiyorum. Bakalım önümüzde daha uzun yıllar var, çok da acele etmeye gerek yok. Yoksa acele mi etmeli? 🙂

”No Country For Old Man” (8b) Geyikbayırı – Fotoğraf: Süleyman K. Vardal

Aslında bu dereceler sizin seviyenizdeki bir sporcu için oldukça normal; çıktığınızda kimsenin şaşıracağı derecelerden bahsetmiyoruz sonuçta….

”No Country For Old Man” (8b) / Geyikbayırı – Fotoğraf: Burak Gezer

Aslında ben son 3 yılda kayaya daha çok ağırlık verdim, öncesinde hep yapay duvarlarda tırmanıyordum. Kayadayken kendimi daha güçlü hissediyorum. 3 -4 yıl öncesine kadar 7c bile çıkmamıştım mesela. Bir dönüm noktam vardı, o dönüm noktamı yakaladıktan sonra rotalar yavaş yavaş gelmeye, tekniğim oturmaya başladı. Sonraki süreçte ivmelendim haliyle ve insanlar bunu hazmedemedi bence. Mesela aynı yıl hem 7c hem 8a+ çıkmışım, bazıları ‘‘Nasıl çıkıyor?’’, ‘‘Nasıl oluyor bu iş?’’ diye düşünmeye başladı. Geyikbayırı’nda tırmanan çok fazla kadın var, genelde erkeklerle tırmanıyoruz, arkamızdan ‘‘Sevda o rotayı çıktıysa kolaydır yeeaa’’ diyorlar 🙂 . Kullanılan teknik, problem çözme beceresi, akıl oyunu gibi gücün önüne geçebilecek başka etmenler de var. O yüzden bu eleştirilere çok aldırış etmemeye çalışıyorum; yarışmadaki eleştiriler kadar acıtmıyor en azından.

Sizde iz bırakan, sizin için değerli 3 rotayı sorsam?

”Junimond” (7c+)Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Benim için en önemli birinci rota Geyikbayırı’ndaki ”Junimond” (7c+) Yukarıda ‘‘Dönüm noktası’’ olarak bahsettiğim rota buydu. ”Junimond” Kezban ve JoSiTo kampingin tam karşısında kalıyor. Kampta oturup o rotaya baktığımda bana yaşattığı his çok farklı.

”Poseidon Tavan” (8a+) / GeyikbayırıFotoğraf: Öztürk Kayıkçı

”Poseidon Tavan” ise (8a+/ X-)  benim ilk 8a+ rotam. Gözümü, önümü açan önemli bir rotadır.

”Sin City” (8a+) Mevlana Sektör / GeyikbayırıFotoğraf: Mert Benekli

”Sin City”  (8a+), şu ana kadar tırmanmaktan en keyif aldığım rota diyebilirim. Mevlana sektörde yer alan zor ve klas bir 8a+ dır. Rotanın, tam da dinlendiğim yerdeki tutamağı kırıldı. Tabi tutamak cepten krimpe dönünce olaylar farklı bir boyuta evrildi. Derecesinin değişip değişmediğinden emin değilim.

”No Country For Old Man” (8b) / Geyikbayırı – Fotoğraf: Burak Gezer

Sen üç dedin, ben bir rota daha ekleyip en son çıktığım 8b ”No Country For Old Man” adlı rotayı da anmak istiyorum. İstasyonundan defalarca kez düştüğüm mükemmel bir hat. Slop tutuştan klip yapmak hiç bu kadar zor olmamıştı… Bu dört rota benim için çok değerli. Öte yandan çok çok keyif aldığım 7c, 7c+ rotalarda var tabii ki.

Sponsorunuz var mı peki? Sanırım Kutup Ayısı’yla bir sponsorluğunuz mevcut.

Evet, Kutup Ayısı Outdoor ile güzel bir sponsorluğumuz var. Kendileri La Sportiva’nın Türkiye distribütörü aynı zamanda. Bana La Sportiva tırmanış ayakkabıları özelinde desteklerini sürdürüyorlar, öncesinde de malzeme desteğinde bulundular. 1,5 yıldır birlikte devam ediyoruz.    

Kadın sporcuların tırmanış sporundaki yerini nasıl yorumlarsınız peki? Hem Türkiye’deki tırmanış ortamını hem de yurt dışındaki tırmanış ortamını deneyimlemiş biri olarak neler söyleyebilirsiniz?

Ben açıkçası tırmanışta bir ayrım olduğunu düşünmüyorum, bir rotada kadın– erkek ayrımı olmaksızın o rotaya girip savaşabiliyorsak ortada çok da bir ayrım olduğu söylenemez. Tabii ki de güçlerimiz aynı değil ama erkeklerde eksik olan şey kadınlarda fazla oluyor. Genelde uzun boylu kısa boylu ayrımı çok oluyor. Bazı hamleler kısa birisi için daha kolayken uzun tırmanıcı için yapması güç oluyor.  Çok güçlü olmanın bir önemi yok gücü o rotaya aktaramadıktan sonra. Özellikle kaya tırmanışında dünyaya baktığımızda kadınlarla erkekler başa baş gidiyor.

”Corridors Of Madness” (8a/8a+) – Fotoğraf: Sevda Geyik Arşivi

Kariyer hedeflerinizi sorsak son olarak?

Şuan master yaptığım alanda akademik anlamda devam etmek istiyorum. Bir taraftan da pilates eğitmenliği yapıyorum. Hangisine yoğunlaşacağım konusu biraz karışık açıkcası. Kendime ait bir pilates salonu da açmak istiyorum mesela, belki bu şekilde kendime ve tırmanışıma daha fazla vakit ayırabilirim diye düşünüyorum. İkisinin de ortak noktasındaki amacım geleceğe ve tırmanışa ışık tutmak…

Teşekkürler

Climbingposts.com olarak milli sporcumuz Sevda Geyik Çırık’a, samimi sohbeti için çok teşekkür ederiz. Beraber daha nice başarılarını konuşuruz umarım.

Karşılaştığı zorluklara rağmen maddi ve manevi kendisine destek olan ailesine, takım arkadaşlarına, Rido Camping’e, Kutup Ayısı Outdoor’a; Antalya Kaya Tırmanış Rehberi/ A Rock Climbing Guide To Antalya – Öztürk Kayıkçı’ya, bu yolda kendisinin önünü açan hem antrenörü hem arkadaşı Burak Serter’e tırmanış camiamız adına teşekkür ederiz.

Sporcunun instagram hesabı: Sevda Geyik


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir